|
Sitemizin bu bölümünde,canlılarda bulunan enzim ve hormonlar deyip
geçitiğimiz, fakat hücre ve vücut içerisinde insanı hayrete düşürecek
derecede görevler üstlenmiş moleküllerden bahsedeceğiz.
Bu moleküller vücut ve hücre içerisinde hiç
durmaksızın harıl harıl çalışırlar.Örnek verecek olursak hücre
içerisindeki enzimlerden bir tanesi, bir saniyede 40 ayrı reaksiyona
girebilmektedir.Bu bir kimyasal enzim için çok yüksek bir hızdır.Fakat
hücrelerinizde bu enzimlerden binlercesi vardır.Ve herbir enzim
birbirlerinden bağımsız olarak hiç durmadan reaksiyona girerler.
Enzimlerin 3 boyutlu yapıları oldukça karmaşık bir
düzene sahiptir.X ışını difraksiyonları ile belirlenen bu şekiller
arap saçı gibi görünsede aslında enzimler çok hassas bir hesapla
üretilmiş moleküllerdir.Aşağıdaki resimde, enzimin yapısını gösteren
bir bilgisayar çizimi görmektesiniz.
Yandaki şekilde görüldüğü gibi vücudumuzda trilyonlarcası bulunan bu
enzimler oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.Hatırlarsanız enzimlerin
aminoasit zincirlerinden meydana geldiğini söylemiştik.
Bu karmaşık yapılı enzim aslında düz bir aminoasit
zincirinden meydana gelmiştir.Fakat bu kadar karmaşık olmasının nedeni
zincirdeki bazı aminoasitlerin diğer bazı aminoasitlerle bağ
yapmasından dolayıdır.
Enzimlerin görevlerine gelince ;
Enzimler bir kimyasal tepkimeyi hızlandırmak için
tepkimeye katılan fakat hiçbir değişikliğe uğramadan tepkimeyi
terkeden mükemmel moleküllerdir.Her enzimin çok özel bir fonksiyonu
vardır.Herbiri protein yapıda olmasına karşın hiçbirinin gorevi aynı
değildir.Bunun nedeni ise az önce bahsettiğimiz 3 boyutlu yapısından
dolayıdır.
Enzimlerin diğer önemli ozelliği ise sabit bir
sıcaklıkta ve sabit bir pH da maksimum hızla çalışmalarıdır.
Örneğin ağızınızdan salgılanan tükürük sıvısı
içerisindeki enzimler, yanlızca pH ı yüksek olan ortamlarda, yani
bazik ortamlarda çalışabilirler.Fakat buna karşın midenizdeki enzimler
ise pH ı yanlızca 2-3 arasında olan ortamlarda çalışabilmektedir.İşte
bu yüzdendir ki midenizdeki enzimlerin çalışabilmesi için mide sürekli
olarak asit salgılar.Bu sayede pH 1-2 seviyesine kadar düşürülür.
Hücre içerisinde ise insan aklının kavrayamayacağı
derecede karmaşık kimyasal tepkimeler meydana gelir.Bir hücre
içerisinde meydana gelen kimyasal reaksiyonlar o kadar karmaşıktırki
bu işlemleri meydana getirecek bir fabrika kurmaya kalksanız, bu
fabrikayı İstanbul şehri kadar büyük bir bir arazi üzerine kurmanız
gerekecekti.
İnsan vucudunda 1 degil 60-70 trilyon tane hücre
olduğunu düşünürseniz karmaşıklığın boyutunun ne kadar büyük olduğunu
hayal etmeye başlarsınız.
Enzimlerin çalışma şekli:
Enzimler başardıkları işler yanında çalışma şekilleride hayli
ilginçtir.Bir enzim sahip olduğu 3 boyutlu yapısıyla yanlızca bir
kimyasal tepkimeyi katalizleyebilir.Bir kimyasal tepkimeye giren enzim
başka hiçbir kimyasal reaksiyona girmez.
Reaksiyona giren enzimi bir "U" şekli olarak
düşünürsek bu enzimin içine yerleşecek madde (substrat) ancak çubuk
şeklinde olmak zorundadır.Eger kimyasal maddeler daire, kare veya
başka tip sekillerde olursa enzim tarafından katalizlenemez.
Şekilde görülen animasyonda bir enzimin çalısması çok güzel bir
biçimde tasvir edilmiş.Enzim tıpkı bir "E" harfine benzetilmiştir
(yeşil renkli).Enzimin, üzerinde değişiklik meydana getirdiği madde
ise sarı olarak gösterilmiş (substrat).
Enzim E şeklinde olmasına karşılık etki ettiği
madde tam ona uyacak şekildedir.Eger etkiledigi madde U şeklinde
değilde F veya T gibi başka şekillere benzeseydi o takdirde kimyasal
tepkime gerçekleşmeyecekti.Bu ise enzimleri birbirinden ayıran en
önemli özelliktir.
Enzimden ayrılan kırmızı ve mavi şekiller ise
etki ettiği maddenin son şeklidir.Yani A maddesi B + C maddesine
dönüşmüştür.
Basit bir animasyonla gördüğümüz bu enzim-substrat
işlemini birde gerçek haliyle görelim.
Soldaki şekilde, animasyonda şematize edilen enzim-substrat kompleksi
çok net bir biçimde görünmektedir.
İşte vücudunuzun her hücresinde bunun gibi
binlerce enzim-substrat kompleksi her salise birbirleriyle reaksiyona
girmektedir.
Hücrede bulunan binlerce enzimden bir kaç
tanesinin eksikliği kimyasal reaksiyon faaliyetlerini arap saçına
döndürmektedir.Bu enzimler hücre için "olmazsa olmaz" niteliktedir.
Hepimizin çok iyi bildiği bir hastalık olan "Albinizm"
hücredeki enzimlerden yanlızca bir tanesinin eksikliği neticesinde
meydana gelen bir hastalıktır.
Bu hastalığa neden olan problem ise şu şekilde
meydana gelir.
Tirozin Tirozinaz > Melanin
Bilindiği gibi deriye renk veren pigmentin adı "Melanin"
dir.Bu pigment gerekli miktarlarda üretilerek deriye belli bir renk
tonu kazandırılır.
Fakat "Albinizm" hastalığı mevcut olan kişilerde
yukarıdaki denklemde görülen "Tirozinaz" enzimini sentezleyen DNA
hasar görmüştür.Dolayısıyla DNA hatalı olduğu için Tirozinaz enzimini
üreteceği yere şekli değişik başka bir enzim üretmektedir.Bu enzim ise
Tirozin maddesini tanıyamamakta, ve Tirozin maddesini Melanin
pigmentine çevirememektedir.
Hücredeki bu reaksiyon Tirozin aşamasında
duraklayınca, hasta kişide albino deri ve albino saç meydana
gelmektedir.Yani bembeyaz bir ten.
Bu örnekten anlaşılacağı gibi organizma içerisinde
tek bir enzim eksikliği bile çok büyük tahribatlara neden
olabilmektedir.
Bunun tam tersine güneşe çıkan insanların ise deri
rengi bir süre sonra kararmaya başlar.Bunun nedeni hücredeki bazı
enzimlerin eksikliğinden değil, yanlızca güneş ışığının Tirozinaz
enzimini aktive etmesinden dolayıdır.Tirozinaz enzimi güneş ışığına
maruz kaldığı zaman çok aktif bir hale geçer.Tabii enzim canlanırken
aynı zamanda DNA ile senkronize çalışmaya başlar.DNA durmadan Tirozin
üretir, Tirozinaz enzimi ise aktif konumda sürekli olarak Tirozine
saldırır.
Tabii sizin derinizde sürekli Melanin pigmenti
birikir ve kararmaya başlarsınız.
Bazı
ilginç enzimler
Vücudun
vazgeçilmez askerleri olan enzimlerden bazıları gerçekten oldukça
ilginç görevler üstlenmişlerdir.İlginç görevleri olan enzimlerden DNA
ile birlikte çalışanlar bunların başında gelir.
DNA, kendinin kopyasını çıkarabilen bir
moleküldür.Tabii bu işi kendi başına yapamaz.Bunun için birçok enzim
görev alır.Özellikle DNA replikasyonundan (kopyalama) sonra bazı
enzimler DNA ya tıpkı bir annenin yavrusuna baktığı gibi bakarlar.
Mesela DNA kendini kopyalar kopyalamaz bazı
enzimler DNA üzerine hücum ederek derhal tarama yapmaya
başlarlar.Yaptıkları bu taramalarla DNA üzerinde yanlış kopyalanmış
bir baz'a rastlarlarsa derhal bu baz'ı yerinden sökerler.Daha sonra
sökülen bu yanlış baz'ın yerine doğrusunu ekleyerek hatayı giderirler.
Diger bir enzim bu enzimin ardından yenilenen
bölgeye müdahele ederek yerleştirien doğru baz'ın yerine sıkıca
bağlanmasını sağlar.
Diğer bir ilginç enzim ise DNA dan RNA sentezi
sırasında görev alır.Bu enzim sentezlenen RNA da yanlış ve gereksiz
kopyalanmış bazları tek tek yerinden sökmek yerine, yanlış bazların
sıralandığı bölgeleri tespit ederek baz dizilerini bu bölgelerden
makas gibi keser.Fakat bu kesme işlemi tek bir bölgede değilde birden
fazla bölgede meydana gelince DNA parça parça ayrılmaya başlar.
Ama hücre bununda önlemini alarak olay yerine
ikinci bir enzimi gonderir.Bu enzim ise parça parça ayrılmış enzimleri
kollarından tutarak yanyana getirir ve birbirine bağlar.
Enzim adını verdiğimiz kompleks molkeüller,
aslında hücre içerisinde üstlendikleri görevleri bakımından birer
mucizedirler.Aminoasitlerden oluşan şuursuz birer molekül yığını
olmasına karşın oldukça iyi düşünülmüş fonksiyonarı yerine getirirler.
Vücuttaki olağanüstü karmaşa
Vücutta vuku bulan karmaşalara değinmeden önce
"Hormon" adı verilen maddelerin ne olduğunu öğrenmemizde fayda var.
Hormonlar, vücudun bazı özel bölgelerinde üretilip
kana verilen ve kan yoluyla vücudun başka bölgelerine iletilen
proteinlerdir.Bu proteinler tıpkı enzimler gibi çalışarak, kan yoluyla
ulaştıkları organı ya aktive eder yada inaktive ederler.Hormonlar
bundan başka terleme, suyun geri emilimi, üreme, hücre çoğalması vs.
daha birçok metabolik faaliyetlerde görev alır.
Hormonlar enzimlere çok benzerler.Tek farkları
enzimler gibi sürekli olarak kimyasal reaksiyonlara girip
çıkmazlar.Ayrıca kan yoluyla ulaştıkları organlar üzerinde yaptıkları
etkiler uzun sürelidir.
Şu an bilgisayar başında susamış
olabilirsiniz.Eğer susadıysanız veya acıktıysanız, duyduğunuz bu
hisler tamamen hormonal kaynaklıdır.Mesela acıktığınız vakit vucudun
belirli bölgelerinden salgılanan hormonlar beyine ulaşarak beyinde bir
açlık hissi oluşturmaya başlarlar.Dolayısıyla sizde bir yemek yeme
isteği doğar.
Başka bir örnek verelim ;
Bir insan fazla şekerli ve karbonhidratli
yiyecekler yediyse, kanındaki glikoz miktarı çok yükselir.Kanda şeker
miktarının yükselmesi tansiyon açısından tehlikelidir.Fakat mucizevi
hormonlarımız burada devreye girerek fazla miktardaki glikozu
"glikojen" adı verilen bir maddeye dönüştürerek kısmen etkisiz hale
getirir.Eğer vücudunuzda böyle bir kontrol sistemi olmasaydı şu an
seker komasında olacaktınız.
Verdiğimiz bu örnekler vücutta yürütülen kontrol
mekanizmalarından yanlızca iki tanesiydi.Fakat bu kontrol sistemleri
örnekte belirttiğimizden çok daha karmaşık bir şekilde yürümektedir.
Birde bu karmaşayı şekle dökmeye kalkışalım.
|
 |
Merak
etmeyin şekilde nasıl bir mekanizma olduğunu uzun uzun
açıklamayacağım.Bu şekil kısaca şunu demek istiyor.
"Bu feedback (kontrol) sistemi yanlızca eşey organları ile beyin
arasındaki irtibatı sağlamak içindir."
Evet şekil aynen böyle söylüyor.Fakat insan
vücudunda kontrol altına alınması gereken organlar yanlızca eşey
organları değildir.Böbrek, karaciğer, tükürük bezleri vs.. daha birçok
organ ve yardımcı bezler bu derece karmaşık sistemlerle kontrol
edilmektedir.
Bu derece kompleks kontrol mekanizmalarında iş
gören binlerce enzimin birbirlerini etkilemeden fonksiyonlarını yerine
getirmesi oldukça şaşırtıcıdır.Öyle ki canlı organizmalarda şuursuz
atomlardan beklenilmeyecek bir sistematik iş birliği ile
karşılaşmaktayız.
Doğadaki hangi canlı türünü incelersek
inceleyelim karşımıza çarpık düzensiz yada karmaşadan uzak sade bir
yapı çıkmaz.Her canlı muazzam bir karmaşa ve düzen içerisinde vücut
bulmaktadır.
Hormon sistemlerinin çok karmaşık olduğuna
değindik, ancak bu hormon sistemlerinin kompleksliği bir yana her
canlı için çok spesifik hormonlarda mevcuttur.Bu hormonların herbirini
ayrı ayrı ele almak mümkün olmadığı için insan hormonlarına ve bu
hormonların hangi organlardan salındığına değinmeye çalışacağız.
Kısacası hormonların insan vücudunda nekadar mühim
roller oynadığını ve kontrol mekanizmalarındaki üstün tasarımı
anlatacağız.Öğrencilerin faydalanabileceği bir yazı olmasına karşın
biyolojiye uzak kimselerinde zevkle okuyacağı şekilde sadeleştirmeye
çalıştık.
İnsan vücudunda sayısız hormon görev almaktadır. Bu
hormonların bazılarının kimyasal özellikleri açığa kavuşturulmuş
olmakla birlikte çoğunun ne yapıda hormon oldukları konusunda
araştırmalar halen sürmektedir. Hormonların enzimler gibi protein
yapıda olduklarına değinmiştik, ancak bazı hormonlar yanlızca 3 - 5
amino asitten oluşabilirler, hatta protein yapıya ilave olarak
moleküle ek bir karbonhidrat molekülü bağlanmış olabilir (bu tip
moleküllere " Glikoprotein " denir).
Bunun yanında lipidlerden sentezlenen ve protein
tabiatında olmayan hormonlarda vardır. Örneğin dişi ve erkek
bireylerin primer ve segonder eşey karakterlerini belirleyen östrojen,
testosteron, progesteron gibi hormonlar (bu hormonlara daha sonra
değinilecektir) kolestrol adı verilen ve kanda serbest dolaşan lipid
tabiatındaki moleküllerden sentez edilirler.
Hormonlar vücutta belirli organlarda üretilirler.
Bu organlar özelleşmiş yapıya sahip olmakla birlikte zengin bir kan
damarı ağına sahiptir. Böylelikle üretilen hormonlar çok süratli bir
biçimde kana karışır ve hedef organa doğru yol alırlar. Şimdi
sırasıyla bezleri, bu bezlerin ürettikleri hormonları ve bu
hormonların hedef organları üzerindeki etkilerini teker teker ele
alalım.
-
HİPOTALAMUS -
Hipotalamus, beynin hormon üretebilen özelleşmiş
bir bölgesidir. Kendisine komşu olan hipofiz bezi üzerinde durdurucu
veya salgılatıcı etkiler meydana getirir.
Hipotalamus bezinde sinir hücreleri mevcuttur,
ancak bu hücreler diğer sinir hücrelerinden farklı olarak hormon
üreterek bu hormonları kana verme özellikleri ile tanınırlar. Bu
hücrelerin salgıladıkları hormonlara genel adıyla
" Nörohormonlar " adı verilir. Özelleşmiş bu hücreler kendi aralarında
gruplara ayrılırlar. Öyle ki salınan bazı hormonlar hipofiz bezinin "
Adenohipofiz " adı verilen alt lobuna etki ederken diğer bazı
hormonlar ise
" Nörohipofiz " adı verilen 2.alt birimine etkirler.
Hipotalamus bezinin salgıladığı hormonların
başlıcaları ve görevleri şunlardır ;
TRH'nın türkçe açılımı " Tiroid salgılatıcı hormon " dur. Hedef
bölgesi, hipofiz bezinin (Hipofiz bezi hipotalamusa komşudur ve
beynin diensefalon bölgesinde (orta beyin) yer alır.) adenohipofiz
lobunun tiroid hormonunu üretip salgılayan hücreleridir. Bu hücreler
kendilerine gelen TRH ile bağlanarak Tiorid adı verilen bir hormon
üretmeye başlarlar (Bkz.Hipofiz bezi ve bu bezin hormonları)
GnRH
:
GnRH'nın açılımı " Gonad hormonlarını salgılatan hormon " dur. Bu
hormon üretildikten sonra hipofiz bezine ulaşarak kendini
bağlayabilen reseptörlerin bulunduğu, gonad hormonlarını üreten
hücrelere bağlanırlar. Bağlanmasına ardışık olarak bu hücreleri
aktive edip, gonadların (eşey hücrelerinin) aktivitesini kontrol
eden hormonların sentezlenmesini sağlarlar.
PRH :
PRH'nın açılımı ise " Prolaktin salgılatıcı hormon " dur. Hipofiz
bezinde, dişilerde meme bezlerini kontrol eden hormonların
salgılandığı hücreler vardır. PRH bu hücrelerin aktivasyonunu
düzenler ve prolaktin hormonunun salgılanmasına neden olur.
CRH :
CRH " Kortikotropik hormonunu salgılatıcı hormon " anlamına gelir.
hipofiz bezinde, böbrek üstü bezlerini etkileyen hormonların
üretildiği hücreler vardır. Bu hücreler ACTH adı verilen bir hormon
üretirler. Ancak bu hücrelerin aktivasyonu CRH hormonlarına
bağlıdır.
GH -
RH :
GH - RH " Büyüme hormonunu salgılatıcı hormon " adını alır. Bu
hormon yine hipofiz bezinde bulunan ve büyüme için gerekli
hormonları salgılayan hücreleri aktive eder (Büyüme hormonlarına
hipofiz bezinde değinilmiştir).
Bu hormonların yanısıra hipotalamustan, hipofiz
hücrelerinin aktivasyonunu engelleyen hormonlarda salınmaktadır. Bu
hormonlar " İnhibie eden hormonlar " adını alırlar. Şöyle ki ;
Bu hormon GH - RH'nın tersine büyüme hormonunu üreten hücrelerin
aktivasyonunu engellerler.
CR -
IH :
CR - IH hormonu ise, böbreküstü bezlerini aktive eden hormonları
üretip salgılayan hipofiz bezi hücrelerini durdurur.
PRH -
IH :
Hipoifiz bezi prolaktin üretiminden sorumlu hücrelerin aktivasyonu
bu hormon tarafından engellenir.
Bu arada şunu belirtmek gerekir ki hipotalamusta
üretilen ve hipofizdeki salgılamayı aktive eden veya durduran
hormonlarla hipofiz bezi hormonları arasında kontrol mekanizmaları
mevcuttur. Bu mekanizmalar hormonların kandaki artışı ile doğrudan
ilişkilidir.
Örneğin tiroid bezini uyaran hormon olan TSH'nın
kandaki seviyesi arttığı takdirde bu hormon hipotalamus üzerine etki
ederek TRH üreten hücreleri durdurur ve TRH'nın salınmasını engeller,
dolayısıyla TRH hipofize gönderilmediği takdirde hipofizdeki TSH
üreten hücrelerin durması söz konusudur. Böylelikle TSH salınamaz ve
kandaki seviyesi düşürülmüş olur. Ancak TSH'nın kandaki seviyesi
düştüğünde mekanizma tekrar harekete geçer ve hipotalamustan tekrar
TRH salınmasına neden olur. Çünki TSH'nın kandaki seviyesinin düşük
olması, TRH salınımı üzerinde pozitif etki meydana getirir. Bu
mekanizma, ilerleyen paragraflarda değineceğimiz bütün hormonlar için
geçerli bir mekanizmadır.
-
HİPOFİZ BEZİ -
Hipofiz bezinin hipotalamusa komşu olduğunu
belirtmiştik. Bu bez beynin diensefalon bölgesinde bulunur, ancak
boyutu oldukça küçüktür (bir nohut tanesi kadardır) ve bir sap
aracılığı ile beyine bağlanmıştır. Bu sap
" İnfundibular sap " adını alır. Hipofiz bezinin salgıladığı hormonlar
oldukça önemli görevleri yerine getirirler. Büyümeden üremeye, su
emiliminden kan basıncı dengesine kadar birçok organın kontrolünü
sağlayan hormonları üretir ve kana verir.
Hipofiz bezinin Adenohipofiz ve Nörohipofiz olmak
üzere iki alt lobu vardır. Bu loplardan salınan hormonları ayrı ayrı
ele alacağız.
I-)
Adenohipofiz lobundan salgılanan hormonlar :
TSH hormonu az öncede belirttiğimiz gibi hipotalamustan salınan
TRH'nın TSH üreten hücrelerini uyarmasıyla sentez edilmeye başlanır.
Bu hormonun hedef organı ise soluk borusunun hemen önünde yer alan "
Tiroid " bezidir. Bu bez oldukça önemli 3 ana hormon olan Kalsitonin,
tiroksin ve triiyodotronin hormonlarının salgılanmasından sorumludur
(Bkz.Tiroid bezi)
FSH /
LH :
Bu iki hormon, dişi ve erkeklerde eşey hücrelerin gelişiminden
sorumludurlar. Yani hedef organları eşey organlarıdır. FSH
erkeklerde sperm üretimini, dişi bireylerde ise yumurta üretimini
uyarır. LH hormonu ise dişilerde korpus luteum adı verilen bir
yapının gelişimini uyarır. Korpus luteum, dişilerde Progesteron adı
verilen bir hormonun üretiminden sorumludur. Bu hormon dişilik
karakterlerin kazanılması açısından önemlidir.
ACTH
:
Yine bu sayfada değindiğimiz böbrek üstü bezlerinin çalışması, ACTH
hormonunun uyarımı sayesinde kontrol edilir. Ancak böbreküstü
bezleri anatomik olarak iki ana kısımdan meydana gelir, bu kısımlar
Korteks ve Medulla adını alır. ACTH yanlızca korteks kısmına etki
etmektedir, medullayı kontrol eden mekanizma hipofizden tamamen
bağımsızdır.
Örneğin kanda aminoasit seviyesi düştüğü takdirde
hipofizden ACTH salınır, bu hormon kortekse etki ederek " Kortizol "
adı verilen bir hormonun salınmasını uyarır. Bu hormon ise belirli
hücrelere etki ederek proteinlerin parçalanmasını sağlar. Ancak
kandaki adrenalin, noradrenalin hormonlarının artışı veya azalması
ise medulla üzerinde uyarıcı etki meydana getirir. Yani medulla
hipofiz hormonlarına değilde kandaki bazı moleküllerin seviyesine
göre aktive edilmektedir.
STH /
GH :
Bu iki hormonun ana görevi büyümede rol oynamasıdır. Bu hormonlar
kemikleri, iç organları, yumuşak dokuları ve kıkırdakları meydana
getiren hücrelerde mitoz aktivitesini uyarır. Mitoz aktivitesi
uyarılınca hücreler bölünürler ve çoğalmaya başlarlar. böylelikle iç
organlarda ve kemik dokularında miktarca artış meydana gelir, birey
büyümeye başlar.
Burada bir noktada durmak gerekir. Büyüme hormonu
aslında farkında olmadığınız mucizevi bir olayın tetiklenmesine
neden olur. Bu olay büyümedeki orantı dengesidir.
Örneğin elleriniz en genel şekilde kas, kemik
deri ve yağ dokusundan meydana gelir. Büyüme hormonu salındığında
herbir farklı hücreye farklı şekilde etki eder. Kas hücresi 2X
sayısı kadar mitoz geçirip çoğalıyorsa kemik hücreleride 2X sayısı
kadar bölünürler, aynı şekilde deri hücreleride aynı oranda
çoğalırlar. Fakat bazı organlar vardırki büyüme hormonuna cevap
verdiği zaman ani bir mitoz patlaması göstermezler, örneğin göz
hücreleriniz STH hormonuna, ellerinizi meydana getiren deri
hücreleri gibi bir yanıt verseydi o zaman gözleriniz şu an göz
yuvalarınızın dışında olacaktı. Ancak göz hücreleri (başka
organlarda olabilir) STH'ya yanıt verdiğinde göz hücrelerindeki
genler, gözün büyümesini, vücut organları ile orantılı olacak
şekilde düzenlerler.
Başka bir örnek vermek istersek klavyeyi kullanan
ellerimizi verebiliriz. Ellerinizin üzerini örten deri, kas ve kemik
hücrelerinden daha az sayıda mitoz geçirirse, mesela X kadar
bölünecek olursa deri kemiklere dar gelecek ve yırtılmaya
başlayacaktı. Tersine kemik hücreleri büyüme oranının altında
kalsaydı bu sefer elleriniz birer deri yumağına dönüşecekti. Aynı
oran bozukluklarını iç organlara uyarlarsanız, STH / GH hormonları
ve bu hormonların etki ettikleri hücreler arasındaki kontrol
sistemlerinin, sizin hayatınız açısından nekadar mucizevi bir önemi
olduğunu anlayabilirsiniz.
PRL :
Prolaktin dişi bireylerde meme bezlerinden süt salınmasında uyarıcı
bir etkiye sahiptir. Özellikle doğum sonrasında süt bezleri yüksek
aktivite gösterir, böylelikle bebeğin ihtiayaç duyduğu süt
fazlasıyla üretilmiş olur. Ancak süt üretiminde sütün zengin mineral
içeriği açısından ana etmen PRL değildir, annenin iyi beslenmesi
bebeğin içeceği sütün zengin mineral ve protein içeriğe sahip
olmasında etkendir.
MSH :
" Melanin uyarıcı hormon " adını alan MSH hormonu, hipofizden
salındığı vakit hedef hücreleri olan melanin hücrelerinin
reseptörlerine bağlanır. Bu hücreler melanin adı verilen renk
pigmentinin üretimini gerçekleştirirler. Bu pigmentlerin
üretimindeki artış, derinin renginin koyulaşmasına neden olur.
Aksine açık tenli insanlarda melanin hücreleri daha az pigment
üretirler. Bunun yanında melanin pigmentinin üretimi güneş
ışınlarıylada doğrudan etkilidir.
I-)
Nörohipofiz lobundan salgılanan hormonlar :
Bu lobun iki ana hormonu vardır, birisi Oksitosin
diğeri ise Vazopressin dir. Her iki hormonda gerçekte hipotalamusta
üretilir, ancak hipotalamus ile hipofiz arasındaki portal damarağına
geçerek nörohipofize ulaşır ve buradan kana karışır. Nörohipofiz
burada yanlızca kan damarlarına yataklık yapmaktadır, bir bakıma köprü
vazifesi görmektedir.
Bu hormon hamile kadınlarda doğum esnasında rahimin etrafına sarılı
olan düzkas hücrelerinin kasılmasına neden olur, böylelikle doğum
esnasında yavru rahim kanalı boyunca ilerler. Bunun yanısıra
bebekler anne sütünü emerken civardaki sinir hücrelerine baskı
yaparak annenin beynine sinir impulsu gitmesine neden olur. Bu
impulslar oksitosin salınımını artırır, böylelikle oksitosin süt
kanallarının kasılmasına ve sütün bebek tarafından emilmesine
yardımcı olur.
Vazopressin :
Vazopressin hormonu, damar cidarlarında konumlanmış düz kas
hücrelerinin kasılmasına ve aynı zamanda böbreklerden suyun absorbe
edilmesini uyarır, böylelikle kandaki üre seviyesi düşürülmüş olur.
Damarların daralması ise kan basıncının ayarlanmasında
fonksiyoneldir.
-
PİNEAL BEZ -
Pineal bez, beynin diensefalon bölgesinin
dorsalinde (sırt kısmında) bulunmaktadır. Tıpkı hipofiz bezi gibi kısa
bir sapla beyine bağlanmıştır. Bu bezin iki önemli hormonu vardır ;
Serotonin, bireyde uyku düzenlenmesinde rol alır, ancak vücut
sıcaklığının ayarlanmasında ve damarların cidarlarındaki düz
kasların kasılmasında uyarıcı etkisi vardır.
Melatonin :
Melatonin hormonu üreme sikluslarının düzenlenmesinde rol
oynamaktadır.
-
TİROİD BEZİ -
Tiroid bezi soluk borusunun ön tarafında yer alır.
Başlıca üretip saldığı hormonlar şunlardır ;
Tiroksin hormonu, tirozin amino asitinden üretilen bir hormondur. Bu
hormon ne protein tabiatında nede lipid tabiatındadır, yanlızca
tekbir tirozin aminoasitine 4 tane İyot molekülünün bağlanmasıyla
meydana gelir. Tiroksin genel olarak canlının hücrelerinde enerji
açığa çıkaran reaksiyonların hızlanmasını uyarırlar. Örneğin soğuk
havalarda tiroid bezinizden daha fazla Tiroksin salınır. Bunun
neticesinde enerji açığa çıkaran reaksiyonlar hızlanır ve vücut
ısınız yükselmeye başlar. Bu şekilde, vücut için ideal ısı olan 37
derecede denge sağlanmış olur.
Triiyodotronin :
Adındanda anlaşılacağı gibi bu hormona 3 adet İyot molekülü
bağlanmıştır. Triiyodotronin aslında tiroksinden 1 iyot
çıkarılmasıyla oluşur. İyodun çıkarılması ise spesifik bir enzim
tarafından gerçekleştirilir. Triiyodotronin'in fonksiyonu tiroksin
hormonunun ki ile aynıdır.
Kalsitonin :
Kalsitonin hormonunun hedef hücreleri kemik dokusudur. Kalsitonun
kemik hücrelerine bağlandığı zaman hücrelerin membranı üzerinde
bulunan kanallardan kemiğe Ca(+) iyonunun geçisi hızlanır.
Böylelikle kandaki Ca seviyesi düşerken kemikteki Ca seviyesi artar,
dolayısıyla kemike sertleşme meydana gelir.
-
PARATROİD BEZİ -
Bu bezin bilinen en önemli hormonu " Parathormon "
dur. Parathormon, Kalsitonin hormonunun aksine kemiklerden Ca(+)
iyonlarının kana geçişini uyarır. Ayrıca Parathormon böbrekte bulunan
ve glomerulus adı verilen süzüntü birimlerinde, kandaki fosfat (PO( -
) ) iyonlarının idrara geçişini hızlandırır. Buna bağlı olarak kandaki
fosfat iyonlarının yoğunluğu düşürülmüş olur.
-
BÖBREK
ÜSTÜ BEZLERİ -
Böbreküstü bezleri (Diğer adıyla " Adrenal bezler
"), anatomik olarak Korteks ve Medulladan oluşur. Bezin korteksi ve
medullası ayrı ayrı hormonlar üretirler. Öncelikle korteksden salınan
hormonlara değinelim ;
Korteksten salınan hormonlar :
Adrenal korteks, steroid grubu adı altında toplanan
değişik hormonların üretiminden sorumludur. Steroid hormonları,
kolestrolden sentezlenen lipid tabiatındaki hormonlardır. Bu
hormonların başlıcaları şunlardır ;
Aldosteron hormonu, kanda bulunan Na ve K iyonlarının dengesinden
sorumludur. Na iyonlarının böbreklerden emilimini sağlarken K
iyonlarının idrara geçişine neden olur. Aynı zamanda Aldosteron
böbreklerden su emiliminide gerçekleştirir.
Kortizol, Kortizon :
Her iki hormonda kas ve karaciğer dokularına etki eder. Karaciğer
hücrelerinde Glikoneogenez (Glikozun sentezlenmesi olayı)
reaksiyonlarını tetiklerken kas hücrelerinde proteinlerin
aminoasitlere parçalanmasına neden olur.
Medulladan salınan hormonlar :
Adrenal medulladan, tirozin aminoasiti türevi olan
Adrenalin ve Noradrenalin hormonları salınır. Bu iki hormon,
organizmanın heyecan, korku gibi durumlarla karşı karşıya kalması
durumunda salınarak sinir impulslarının çok hızlı bir şekilde
iletilmesine neden olur. Adrenalin ayrıca sinir hücrelerinin akson
uçlarından da salınır. Akson uçlarından salınan Adrenalin, impulsun
diğer sinir hücresinin dentritine atlamasını sağlayan kimyasal bir
aracı olarak rol oynar.
-
HORMON
ÜRETEN BEZLER GİBİ DAVRANAN ORGANLAR -
Bazı organlar gerçekte farklı fonksiyonlara sahip
olmasına karşın bazı kimyasalları üretip kana vermesi bakımından aynı
zamanda hormonal bez olarak kabul edilir.
Bu organlardan başlıcaları, mide, karaciğer,
pankreas ve üreme organlarıdır. Bunların neden hormonal bez
kategorisine alındığına deyineceğiz ;
Mide :
Mide duvarında salgı üretip bu salgıları bir kanal aracılığıyla mide
içerisine gönderen bezler vardır. Bu bezleri meydana getiren hücreler
arasında hormon üretip salan özelleşmiş hücreler vardır. Midede asit
üreten hücreler " Parietal " hücrelerdir. Bu hücrelerin asit
salgılamasını kontrol eden hücreler ise " G " hücreleridir. G
hücreleri gastrin hormonu üretirler, bu hormon parietal hücrelerin HCL
salgılamasını uyarır.
Ancak G hücrelerinin gastrin üretmeside yine o
bölgede bulunan D hücrelerinden salınan " Serotonin " hormonu
tarafından kontrol edilir. Yani birtür zincirleme ilişki vardır.
" EG " hücreleri adı verilen hücreler ise
Enteroglukagon adı verilen bir hormon salarlar. Bu hormon kandaki
şeker düzeyinde artışa neden olur.
" EC " hücreleri ise serotonin salarlar. Bu hormon
damarların cidarlarındaki düz kasların kasılmasında fonksiyoneldir.
Karaciğer
:
Karaciğer vücuttaki en büyük ve en önemli organlardan birisidir.
Karaciğer, besinlerin sindirimiyle kendisine gelen biyokimyasal
molekülleri işlediği gibi, bu moleküllerden sentez ettiği protein,
glikojen gibi maddeleri kana vermesiyle endokrin (iç salgı bezlerine
verilen genel ad) sınıfına dahil edilmektedir.
Karaciğer özellikle glikozu glikojene çevirerek
depo eder yada kana verir. Ayrıca fibrinojen, protrombin ve albumin
gibi proteinlerde karaciğer tarafından sürekli üretilip kana
verilirler.
Pankreas :
Sindirim olaylarında incebağırsağa karaciğerden safra sıvısı
dökülürken pankreastan ise lipidlerin parçalanmasını sağlayan enzimler
salgılanır. Pankreas bu özelliğiyle eksokrin (dış salgı bezlerine
verilen genel ad) bez olarak bilinir. Ancak pankreasta özelleşmiş
hücrelerin oluşturdukları adacıklar vardır ki bu adacıklara
" Langerhans adacıkları " adı verilir. Bu adacıklarda farklılaşmış A,
B, D, ve PP hücreleri konumlanmışlardır.
-
A hücreleri " Glukagon " adı verilen bir hormon
salarlar. Bu hormon karaciğerde depoedilen glikojenin parçalanmasını
ve glikozun açığa çıkmasına neden olur.
-
B hücreleri ise " İnsülin " adı verilen bir
hormon salar. Bu hormonun görevi ise karaciğerde glikozun glikojene
çevrilmesini sağlamakatır. Ancak insülin kas dokularındada glikozun
glikojene çevrilmesini ve depo edilmesini sağlar. Bunun yanında
insülin yağ dokularında yağ sentezini uyarır.
İnsülin oldukça önemli bir hormondur. Şeker
hastalarında bu hormonu sentezleyen hücrelerin insülini şifreleyen
genleri kusurlu olduğu için üretilen değişik yapıdaki hormon görevini
yerine getiremez, yani karaciğeri, glikozu glikojene çevirmesi için
uyaramaz. Glikoz ise kanda birikmeye başlar ve tansiyonun yükselmesine
neden olur ki bazı durumlarda yüksek tansiyon çok ağır neticeler
verebilmektedir.
Eşey
organları (Gonadlar) :
Gonadlar hem erkek hemde dişi bireyde eşey hücrelerinin üretilip
geliştiği yerleri temsil ederler. Ancak eşey hücrelerinin üretimi
yanısıra erkeklik veya dişilik karakterlerin ortaya çıkmasında rol
oynayan hormonlarıda salarlar.
Erkeklerde bu hormonlardan en bilineni "
Testosteron " adını alır ve Leydig adı verilen hücreler tarafından
üretilir. Dişilerde ise üretilen hormon " Progesteron " hormonudur. Bu
hormon ise meme bezlerinin gelişmesi gibi sekonder karakterlerin
gelişmesinde uyarıcı etkisi vardır. Progesteronun üretimi ise
yumurtanın geliştikten sonra dönüşüme uğrayarak meydana getirdiği "
Korpus Luteum " adı verilen bir yapıda gerçekleşir.
Gerek enzimler gerekse hormonlar vücut için mutlak
suretle gerekli olan biyokimyasal moleküllerdir. Bu moleküllerden
herhangi birisini yok sayarsanız organizmada oldukça ciddi
rahatsızlıklar ortaya çıkması muhtemeldir.
Örneğin monitörünüzde sayfayı kaydıran çubuğu
rastgele hareket ettirip monitörün alt tarafına en yakın hormonu yok
ettiğimizi düşünelim. Farz edelimki monitörün altına en yakın hormon "
Vazopressin " oldu. Eğer organizmada vazopressini üreten gen hasar
görürse o bireyin kanındaki ürenin böbreklerden atılması söz konusu
olamaz. Ürenin kandaki artışı ise toksik etki yapar ve zehirlenmeye
neden olur.
Sizlerde rastgele bir hormon adı seçin ve o hormonu
şifreleyen geni yok sayın, sonucun organizma açısından hiçte iç açıcı
olmayacağı aşikardır.
Bu derece birbiri içine geçmiş başdöndürücü
biyokimyasal kontrol sistemleri, organizmanın ancak tasarım sonucu
ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Buraya kadar adı geçen hormonlar
için binlerce hata milyonlarca soru sorulabilir. Çünki bu sayfadaki
mevcut tüm bilgiler çölde bir kum tanesini temsil etmektedir.
Gördüğümüz gibi vücudun biyokimyasal
reaksiyonlarında ve kontrol sistemlerinde çok mühim rolleri olan
" Hormonlar " ve " Enzimler " hiç durmadan çalışarak, şu an bu
yazıları okurken bir mucizeyi gerçekleştirmektedirler.
" Hayatınızın devamlılığını ! "
|