|
Solunum
ve Fotosentez
Canlı
organizmalar temel olarak üç yolla enerji elde edebilirler.
A-) Mitokondriyal solunum zincirileri ile.
B-) Glikozun, glikozliz basamaklarında yıkılması sırasında.
C-) Fotosentetik fosforilasyon ile.
Mitokondri, içerisinde oldukça kompleks kimyasal
reaksiyonları meydana getiren mükemmel bir organeldir.Fotosentez
yapamayan canlı organizmalarda ATP üretimi kemosentez yoluyla
yapılır.Yani kimyasal moleküllerin enzimlerle işlenmesiyle.Fotosentez
yapabilen canlılar ise ATP lerini, ışık fotonlarından absorbe
ettikleri enerjiyi kullanarak sentezlerler.Fotosentezde ise iki devre
vardır.Bu devrelerden birisinde ışık kullanılırken diğerinde
kullanılmaz.
Solunum
:
Solunum ile ATP elde edilmesi üç fazda gerçekleşir.
1.fazda protein, karbonhidrat ve yağları Asetil -
CoA ' ya kadar parçalanır.Bu parçalanma reaksiyonları sitoplazma
içerisinde meydana gelir.
2.fazda Asetil - CoA moleküllerini mitokondri matrixine girerek "
Krebs " çemberine katılır.
3.fazda ise mitokondri içerisinde Dehidrogenaz enzimleri tarafından
koparılan elektronlar, elektron transfer zincirinden geçirilerek
mitokondri zarında ATP sentezlenmesini sağlar.
Solunumun ilk fazında protein, karbonhidrat, yağ
ve şekerlerin nasıl yıkıma uğradıklarını en genel haliyle özetlemeye
çalıştık.Şimdi ise 2.faz olan krebs çemberinde yıkıma uğrayan
moleküllerden nasıl ATP üretildiğini şekil üzerinde görelim.
Şekilde, krebs çemberiyle birlikte solunumun en
genel hali özetlenmiştir.
Krebs çemberini ara ürünleriyle birlikte ayrıntılı
olarak görmek için
Buraya tıklayınız
Solunumda özet olarak vücuda alınan yağ,
karbonditrat ve proteinler Asetil - CoA ya dönüşmekte ve ardından
Asetil - CoA nın krebs çemberinde enzimlerle katalizlenmesiyle ATP
oluşmaktadır.Krebs çemberinde reaksiyonlar devam ederken enzimler,
reaksiyona giren moleküllerden elektron (-) ve proton (H+) koparırlar.
3.fazda ise mitokondriyal membranda bulunan
enzimler vasıtasıyla koparılan elektron ve protonlardan ATP sentez
edilir.Membranda ATP nin nasıl sentezlendiğini şekil üzerinde görelim.
|
 |
Krebs çemberinde reaksiyonlar baladıktan sonra
H(+) iyonu matriksin dışarısına yani sitoplazmaya
pompalanır.Çemberdeki kimyasal reaksiyonlarda koparılan elektronlar
mitokondri zarının iç tarafında birikmeye başlayınca, dış zar ile iç
zar arasında bir elektriksel gradiyent meydana gelir.
Bu elektrik gradiyenti H(+) iyonlarının mitokondri
zarından tekrar matriks içerisine girmesine neden olur.Fakat H(+)
iyonu, zarın içerisine gömülü olan kanal şeklindeki ATPaz enziminin
içerisinden geçer.
Bu geçiş esnasında ADP (Adenin tri fosfat)
molekülü yapısına bir tane daha fosfor (P) bağlayarak ATP (Adenin tri
fosfat) ' ye dönüşür.ADP den ATP sentezini gerçekleştiren enzim ise
ATPaz dır.Bu enzim, membrana bağlı bir protein olup zarın bir yüzünden
diğer yüzüne kadar uzanır.
Bu tip proteinlere (burada proteinimiz enzim
yapısındadır)
" İntegral protein " denir.Bunun dışında membrana kısmen gömülü
proteinlerde vardır ki bu tip proteinlerede " Periferal protein " adı
verilir.
Elektronların ETS (Elektron transfer zinciri) ' de
taşınması ise 3 türlü olur.
1-) Redoks çiftleri ile :
Fe(+2) + Cu(+2) --------> Fe(+3) + Cu(+)
Fe (demir) ve Cu (bakır) redoks çiftleri olup Fe ' den 1 elektron Cu
' ya geçmiştir.Redoks çiftleri arasında elektron alıp verme
potansiyeline " Redoks potansiyeli " denir.Elektron transfer
zincirinde ise redoks çiftleri, potansiyeli küçük olandan büyük olana
doğru sıralanmıştır.Böylelikle elektron seri bir şekilde akmaktadır.Redoks
çiftleri ile elektron akımı, bitkilerin kloroplastlarındaki " Sitokrom
" moleküllerinde de görülür.ATP ise, elektronun bir redoks çiftinden
diğerine geçişi sırasında sentezlenir.
2-) Hibrid iyonu şeklinde taşınma :
H + C7N2H3O -------> C7N2H40
Denklemdeki hidrojen atomu, organik bir bileşiğe bağlanarak
taşınmaktadır.Fakat buradaki hidrojen atomumuz yanlızca çıplak
protondan ibaret değil, (-) yükünü yani orbitalinde elektronunuda
taşımaktadır.
3-) Hidrojen çiftleriyle taşınma :
AH2 + B --------> A + BH2
Hidrojen atom çiftleri, başka atomlara veya moleküllere bağlanarak
beraberlerindeki elektronlarıda bu atom veya moleküllerle ETS de
taşırlar.
Vücudumuza soluduğumuz oksijenin az bir kısmı
kandaki oksijen bağlayıcı enzimler tarafından kullanılırken, oksijenin
% 90 ' na yakını ETS de kullanılır.Solunum mekanizmasında oksijen
atomları, elektron alış verişinde bulunarak ETS ' nin devamlılığını
sağlar.Eğer ortamda oksijen yoksa ETS mekanizması vede dolayısıyla
solunum reaksionları durur.
Fotosentez :
Canlıların enerji elde etmek için izledikleri diğer bir yol ise
fotosentezdir.Fotosentezin kimyası oldukça karışıktır.Fotosentezin ATP
üretme sisteminin temeli, ışık enerjisinin klorofil molekülleri
tarafından absorbe edilerek enerji isteyen kimyasal reaksiyonlarda
kullanılması şeklindedir.Yani ışık enerjisi kimyasal enerjiye
dönüşmektedir.
Fotosentez denklemlerini " Işık tepkimesi " ve "
Karanlık tepkimesi " olmak üzere en sade haliyle aşağıdaki şekildeki
gibi özetleyebiliriz.
Aydınlık devrede, klorofil tarafında absorbe
edilen ışık enerjisi, ATP üretiminde kullanılır.ATP üretimi için
gerekli H (+) iyonları ise su moleküllerinden karşılanır.Suyun özel
enzimlerle parçalanmasıyla açığa çıkan oksijen gazı serbest kalırken H
(+) iyonları ise NADPH ve ATP üretimi için reaksiyonlara katılır.
Karanlık devre, aydınlık devrede üretilen NADPH ve
ATP moleküllerinin enerji gereksinimi için kullanıldığı devredir.Bu
devrede ışık enerjisi rol oynamadığı için bu devreye karanlık devre
denir.Yani karanlık devrede yanlızca kimyasal enerji iş görmektedir.ATP
ve NADPH ların kullanımıyla elde edilen enerji, karbonhidrat ve glikoz
sentezi için kullanılır (Glikozun kapalı formülü C6H12O6 dır).
Fotosentez reaksiyonları " Kloroplast " adı
verilen yeşil renkli pigmentler içerisinde gerçekleşir.Bu pigmentin
içerisinde en önemli yeri " Klorofil " molekülü tutmaktadır.Klorofil,
ortasında Mg (magnezyum) atomu bulunan karmaşık yapılı bir organik
bileşiktir.Kloroplastın içerisinde lamelli yapılar, bu yapıların
membranlarının içerisinde ise klorofil molekülü gruplar halinde
bulunurlar.Bu kloforfil grupları, ışık enerjisini absorbe ettiği zaman
elektron fırlatır ve asıl sentezleme işlemi bu noktadan sonra
başlar.Bu karmaşık işlemlerin nasıl meydana geldiğini şekilerle
görelim.
Kloroplast şekildeki gibi kanallı bir yapıya
sahiptir.
Bu kanallar aslında kloroplastın çift katlı
zarının iç tarafındakinin katlanmalarıyla meydana gelmiştir.Bu yassı
keseciklere " Lamel ", lamellerin üst üste gelerek grup oluşturmuş
haline ise " Grana " adı verilir.Fotosentezin reaksiyonları, ince
lamel (tilakoid) zarının içerisinde meydana gelir.
Klorofil molekülleri lamel zarları içerisinde birbirinden bağımsız
olarak konumlanmazlar.Klorofil molekülleri 200 - 300 er gruplar
halinde kümelenirler ki bu kümelere " Kuantozom " adı verilir.
Kuantozom yani klorofil molekül grupları, ışık
enerjini absorbe ederek molekül grubunun ortasında bulunan ve
" P680 " olarak adlandırılan bir çeşit moleküle kadar iletir.Bu
molekül klorofil molekülleri tarafından kendisine iletilen ışık
enerjisinin etkisiyle elektron fırlatır.
Bundan sonraki basamakları şekil üzerinde görelim.
|
 |
Şekildeki reaksiyonlar tilakoid zarının içerisinde
cereyan etmektedir.
Stroma bölgesi kloroplastın iç bölgesidir.Tilakod
zar, lamelin etrafını saran zar olup lamelin iç tarafına ise
" Lümen " denir.Işık fotonları sol tarafta görülen 1.kuantozoma
çarpınca (Bu kuantozom fotosistem 2 dir.), klorofil molekülleri (yeşil
noktalar) molekülleri ışık enerjisini absorbe ederek merkezdeki P680
molekülüne (kırmızı renkli) kadar iletirler.P680, suyun parçalanması
ile serbest kalan 2 elektronu, henüz keşfedilememiş bir aracı moleküle
iletir.
Elektronlar bu molekül üzerinden " Plastokinon (PQH)
" ' a gelir.Plastokinon kendini redükte etmek için stromadan yani
tilakoid membranının dış tarafından yada diğer bir deyimiyle
kloroplastın iç tarafından H (+) iyonunu alır.Elektronlar
plastokinondan çıktıktan sonra Sitokrom - f ' ye giderken ATP senezine
katılır.Sitokfom - f ye gelen elektron ardından merkezinde P700
molekülü bulunan diğer kuantozoma gelir (Bu kuantozomda fotosistem 1
dir).Fotosistem 1 e ulaşan elektronlar buradan, yapısında demir ve
sülfür bulunduran protein kompleksine gelir.Elektronların buradan
sonra izleyebileceği iki yol vardır.
Ya Sitokrom - b6 üzerinden plastokinona geri
döner, yada ferredoksin molekülüne giderek NADPH sentezini
gerçekleştirir.
P680 molekülü P700 molekülüne göre daha kısa dalga
boyuna sahip ışınları absorbe eder.Eğer P680 sistemi çalışmaz ise su
parçalanamayacağı için H (+) iyonu serbest kalamayacak ve NADP
redüklenemeyecektir. Dolayısıyla P700 sistemi elektronunu demir
sülfürlü protein üzerinden sitokrom - b6 ya fırlatarak bir döngü
oluşmasını sağlar.İşte bu şekilde bir elektron döngüsüyle ATP
sentezlenmesi olayına " Devresel
fotofosforilasyon " denir.
Eğer P680 sistemi aktif ise, suyun parçalanmasıyla
serbest kalan 2 elektronu kazandığı gibi plastokinona ve oradanda P700
sistemine gönderir.P700 den fırlatılan elektronlar, demir sülfürlü
protein üzerinden " Ferredoksin " ' e ulaşır ve ortamdaki serbest H
(+) iyonlarını kullanılarak NADPH sentezini gerçekleştirilir.P680
tarafından verilen elektronlar molekülün bulunduğu kuantozoma bir daha
dönmediği için bu şekilde NADPH sentezlenmesi olayına
ise " Devresel olmayan fotofosforilasyon " adı verilir.
Stromadan plastokinon (PQH) ' a gelen hidrojen,
yine plastokinon üzerinden lümene geçer.Plastokinon burada H (+)
iyonunu ileten bir mekik görevi üstlenmiştir.H (+) iyonları lümene
geçtikten sonra aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi ATP sentezlenir.
|
 |
Bu mükemmel sistem sayesinde bitki kendi bünyesi
için ATP üretip enerji sağlarken, aynı zamanda yaşamımız için gerekli
olan oksijenide atmosfere serbest bırakmış olur.
Doğada atmosfere serbest bırakılan oksijenin % 80
' i deniz bitkileri ve fotosentez yapan mikroorganizmalar tarafından
üretilir.Geriye kalan % 20 lik kısım ise kara bitkileri tarafından
üretilir.Bitkiler ürettikleri ATP enerjisini kullanarak glikoz ve
karbonhidrat moleküllerini sentezlemektedir.Üretilen bu maddelerin
yanlızca % 10 luk kısmı besin kaynağı olarak doğaya sunulurken, % 90
lık kısmını ise bitki, kendi yapısal organizasyonunu kurmak için
kullanır.Mesela gövdenin odunlaşması gibi.
Fotosentezin hızı ise çeşitli faktörlere
bağlıdır.Bu faktörler arasında ortamın CO2 konsantrasyonu, sıcaklık,
bitkinin topraktan çektiği su miktarı, nemlilik ve yaprak yapısı bu
faktörlerin başında gelir.
Fotosentezde yukarıda anlattığımız sisteme
alternatif olarak değişik yollarda vardır.Bitkiler normalde gündüzleri
yaprak stomalarını açarak CO2 yi absorbe eder ve aynı anda güneş
ışığıyla birlikte fotosentez reaksiyonlarını gerçekleştirir.Fakat çöl
bitkilerinde durum böyle değildir.
Çöllerde sıcaklık yüksek olduğu için bitki,
stomalarını gündüz vakitlerinde kapalı tutar.Çünki açık tutması
halinde bitki aşırı miktarda su kaybedecek ve ölecektir.Fakat stomalar
açılmadan atmosferden CO2 absorbe etmekte mümkün değildir.
Bitki bu problemin üstesinden nasıl gelmiştir ?.
İnsanoğlu olarak kolay kolay çözüm bulamayacağımız
bu büyük problemi, bitki kendisine verilen mükemmel enzimler sayesinde
rahatlıkla çözmekte ve tıpkı diğer bitkiler gibi fotosentez yapıp ATP
gereksinimini karşılamaktadır.
Sistem şu şekilde çalışır ;
|
 |
Yandaki şekilde bitkilerde CAM metabolizmasını
anlatan çizim görülmektedir.
Bitkinin yaprakları gündüzleri kapalı olmasına
karşın geceleri açıktır.Geceleri atmosferden absorbe ettiği CO2 gazını
PEP (Fosfoenol pirüvik asit) ile reaksiyona sokarak " Malik asit "
üretmektedir.Ürettiği malik asidi hücrelerindeki vakuollerde
biriktirip depo eder.
Gündüzleri ise stomaları kapar ve bu nedenle artık
hücrelere CO2 girişi durur.Fakat bitki CO2 gazını malik asiti
parçalayarak elde eder.NADP, malik asiti dekarboksile eder ve NADPH '
a dönüşür.Malik asit dekarboksile olurken hem yapısındaki CO2 yi
serbest bırakır hemde pirüvik asite dönüşür.
Pirüvik asit (3 karbonlu) daha sonra kalvin çemberi
adı verilen reaksiyon basamakları ile 6 karbonlu şekerlere
dönüştürülerek, geceleri tekrar PEP i vermek için reaksiyonlara
katılır.
Özet olarak ; Bitki geceleri absorbe ettiği
karbondioksiti PEP yardımıyla malik asite çevirmekte, gündüzleri ise
stomalarını kapayarak malik asiti parçalayıp karbondioksit gazını
tekrar elde etmektedir.Bitkinin bu şekilde asit sentezleyip bu asiti
gerektiği zaman yıkması olayına " Crassulacean asit metabolizması
(CAM) " adı verilir.
Buraya kadar anlatılan kimyasal reaksiyonlar bitki
ve hayvan organizmalarındaki karmaşayı gözler önüne
sermektedir.Hücrenin kendi içerisinde bile olağan üstü karmaşa
içerisinde metabolik olaylar cereyan etmektdir.Milyarlarca
trilyonlarca hücrenin birbirleriyle anlaşarak eşi benzeri olmayan
kimyasal fabrikalar gibi çalışması, canlıların yapısal
organizasyonlarının kusursuz bir şekilde tasarlandığını ortaya
koymaktadır.
Bugün teknolojisi, canlıların içerisinde yürüyen
metabolik faaliyetlerin bir benzerini değil yapmak yanından bile
geçememektedir.Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız onlarca metabolik
faaliyetler, hücre içinde yürüyen kimyasal reaksiyonların yanında
çöldeki kum tanesi kadar kalmaktadır. |