|
EVRİM MEKANİZMASI
Evrimin önemli ham malzemelerinden biri mutasyonlardır. Mutasyonu
açıklamadan önce modifikasyon (ya da diğer adıyla varyasyon) tanımını
doğru yapmak gerekir. Modifikasyon, çevre koşullarının etkisiyle
canlının genetik yapısındaki şu ya da bu genin zorunlu veya tercihli
olarak uyarılması ya da işlevlerin teşvik edilmesi-güçlendirilmesi
sonucunda dış görünüşünde (fenotip) ortaya çıkan kalıtsal olmayan
değişikliklerdir. Çoğu yayında bunlara kalıtsal olmayan varyasyonlar
denir. Evrimsel önemi pek yoktur. Bir çiçeğin farklı sıcaklıklarda
farklı renkli çiçek açması, iyi ya da kötü beslenen bir insanın
kilosunun fazla ya da eksik olması, değişik sıcaklıklarda yetiştirilen
böceklerin farklı renkli olması gibi durumlar, kalıtsal olmayan
modifikasyon örnekleridir. Kalıtsal olarak aktarılabilen değişiklikler
ise iki ana grupta toplanır
1) Nokta mutasyonları: Başta morötesi, yüksek
enerjili X, gama, alfa ve beta ışınları olmak üzere; kimyasal maddeler
ve fiziksel etmenler DNA'nın yapısını doğrudan etkileyebilir. En
azından DNA'nın yapısındaki tek bir bazın farklılaşmasını
sağlayabilir. Bir bazın değişmesi, bazın kromozom üzerindeki yerine
göre, canlıya yeni bir özellik, üstünlük sağlayabilir. Bunlara yararlı
mutasyonlar denir. Buna karşılık, enzimlerin aktif merkezlerine isabet
eden bir değişiklik, canlının üzerinde öldürücü ya da yaşamsal
işlevleri azaltıcı etkiye sahip olabilir.
Canlılığın evriminde lokomotif görevi üstlenen
mutasyonlar "nötr" olanlardır. Bunlar proteinlerin belirli amino
asitlerini değiştirirler. Bunlar canlının yaşamı üzerinde belirgin
yararı ya da zararı olmayan değişikliklerdir. Ortam değiştiğinde o
güne kadar etkisiz olan bu mutasyonlar, yeni ortamda canlının ayakta
kalabilmesini sağlayabilir. Örneğin hiç antibiyotikle karşılaşmamış
bir bakteri kolonisinden bazı bireyler antibiyotikli bir ortamda
yaşamaya devam edebilirler. Bu bakterilerde meydana gelmiş nötr
mutasyonlar, daha önceleri kendilerini belli etmeseler dahi,
bakterileri antibiyotiklere karşı dirençli hale getirmiştir.
2) Birçok canlı, birçok kitapta mutasyon olarak
adlandırılmasına karşın doğru adıyla, kromozom değişimleri ile farklı
özelliler kazanır. Yani kromozomların yapısında ya da kromozom
sayısında değişiklikler olabilir. Bu sayıda değişme ya aynı türün
kromozomunun katları şeklinde (n, 2n, 3n, 4n, 8n ...) artma ya da
kromozomlarının tek tek bir veya iki artıp-azalması (2n+1, 2n+2, 2n-1
...) şeklinde, ya da farklı bir türle döllenmesiyle ortaya çıkar. Bu
yeni kombinasyonların bazıları verimlidir; çünkü kromozom ayrışımı
sağlanır. Bazen de, katırda olduğu gibi, verimsizdir. Bu yolla çok
değişik bitki formları elde edilmiştir.
Kararlı ve kararsız populasyonlar dünyanın jeolojik,
coğrafi ve iklimsel değişimine bağlı olarak, her dönemde vardı.
Dünyadaki değişiklikler, bazı türlerin genetik kombinasyonunun kararlı
kalmasını sağlar, bazen de onların darmadağın olmasına yol açar.
Birçok tür uyum yapabilme yeteneğini artırabilmek için, herhangi bir
özellik üzerinde birden fazla gen çiftinin etki göstermesini
sağlayacak kalıtsal bileşime sahip olabilir. Bunların bir kısmı aynı
özelliğin aşama aşama güçlendirilmesi şeklinde olabilir (boy
uzunluğunu saptayan genler). Bazıları bir özelliğin değişik
karakterleri şeklinde ortaya çıkmasını sağlayabilir (A, B, O kan
grubu). Bazıları iki farklı özelliğin değişik kombinasyonları şeklinde
etkiye sahip olabilir. Bir türe ait genlerin toplamına gen havuzu
denir. Bir havuzda aynı özellik üzerine etki eden birden fazla gen
bulunsa da, kural olarak bir bireyde bunlardan yalnız bir çifti
bulunur (kan gruplarında olduğu gibi). Yaşam ortamındaki koşullar eğer
kararlı haldeyse, bu havuzdaki genler belirli bir süre içerisinde o
günkü çevre koşullarına en fazla uyum sağlayacak şekilde kararlı bir
yapı oluşturur. Bunlara kararlı populasyonlar adı verilir. Dünyada
böyle bir populasyon hiçbir zaman tam olarak oluşmamıştır. Böyle bir
kararlı populasyonda kuramsal olarak nokta mutasyonu ya da kromozom
değişimi olmamalıdır. Doğal koşullar şu ya da bu özelliğin (genin)
ortadan kalkmasına ya da yayılmasına neden olacak bir etki
yaratmamalıdır. Populasyona, farklı gen frekansına sahip bir başka
populasyondan göç olmamalıdır. Benzer şekilde, populasyon içerisinden
gen frekansını değiştirecek şekilde, dış ortama herhangi bir göç
olmamalıdır. Üreme davranışında, özel bir karakteri daha yaygın duruma
getirecek eşeysel seçim olmamalıdır. Hiç bir özelliğin özel olarak
seçilmediği ya da elenmediği, döller boyunca genlerin frekansının
sabit kaldığı, yeterince büyük olan (eğer populasyon küçük ise
frekanslar hızla değişebilir) populasyonlarda, genlerin frekansının
toplamı 1'dir ve böylece, kuramsal olarak tüm frekansların sabit
olduğu bir populasyon elde edilir.
Daha önce evrimin ham malzemeleri olarak adlandırılan
süreçler, her koşulda populasyonun kararlılığını bozarlar. Ancak
evrimsel ham malzeme hiç var olmamış olsaydı bile, populasyonun
kararlı kalmasını sağlayan koşullardan birinin ya da birkaçının
değişmesi evrime yol açabilirdi.
1) Koşulların değişmesi: Dünyanın
başlangıcından bu yana, iklimde, coğrafi yapıda, hatta biyolojik
yapıların diğer unsurlarında (örneğin. av-avcı ilişkisi) meydana gelen
(ve gelecek olan) değişiklikler, kararlı diye tanımladığımız
populasyonların üzerinde bazı genlerin daha çok seçilmesini
sağlayabilir. Zaman içerisinde o genlerin frekansları başlangıç
değerlerinden farklılık gösterir. Örneğin bir özellik % 1 oranında
tercih ediliyorsa ve o tür senede bir defa döl veriyorsa, kaba bir
hesapla en geç 100.000 yıl içerisinde bu frekansın % 99 a ulaşması
demektir. Bir tür, yaprakbitleri gibi, senede birden fazla döl
veriyorsa, süre 10.000 yıla düşer. İşte kısa yaşayan, çok döl veren
populasyonların hızlı evriminin nedeni buna dayanır. Doğal koşullar,
bazen bir populasyondaki aşırı uçları eleyerek, orta kısımdakileri
daha şanslı kılabilir. Bu genellikle kararlı populasyonlardaki temel
işleyiş şeklidir. Bazen doğal koşullar o populasyonlardaki
özelliklerin iki aşırı ucunun seçilmesini, ortalamaların ayıklanmasını
da sağlayabilir. Buna parçalayıcı değişim denir. Dünyadaki kıtaların
kayması, ormanlaşma, çölleşme, stepleşme, tarım arazisine dönüşme gibi
fiziksel ve kimyasal değişimler belirli bir doğal seçilim baskısı
ortaya çıkarır. Bir tarım arazisine uygulanan ilaçlamanın bile seçilim
baskısında etkisi vardır. Birçok gen pleitropiktir, yani canlının
birden fazla özelliği üzerinde etkilidir. Doğal seçilim bu
özelliklerden birinin yararına, diğerinin zararına da çalışabilir.
Sonuçta evrimsel yönlendirilme pleitropik genin kontrol ettiği
özelliklerin seçilmesine ya da elenmesine, seçiliminin cebirsel
toplamına eşit olur. Örneğin çok tipik olan orak hücreli anemide S
geni, bir taraftan oksijen bağlanmasını kısıtlarken, diğer yandan
sıtmaya karşı dayanıklılık sağlar. Sıtmanın yaygın olduğu ortamda,
doğal seçilim bu ikisinin cebirsel toplamına göre yönlendirilir. 100
bireyin 60'ı sıtmadan; bu gen olduğu zaman da 50'si oksijensizlikten
ölüyorsa, o zaman % 10'luk bir kesim avantajlı olduğundan, bu gen o
populasyonda korunur. Ortamdan sıtma mikrobu yok edilirse (ya da
tersine yaygınlaşırsa) frekans değişir. Bu genin frekansı sıtmalı
bölgelerden sağlam bölgelere gidildikçe azalır. Doğal seçilimin
etkisinin artırılması, populasyondaki gen çeşitliliğini de artırır.
Dolayısıyla parça değişimi, mutasyon her ne kadar populasyon
kararlığını karıştırırsa da, doğal seçilim için uygun bir zemin
oluşturması nedeniyle evrimsel çeşitlenmede lokomotif görevi yapar.
Mutasyonların ve rekombinasyonların fazla oluşması, populasyonun
kararlılığını bozacağı için negatif etki yapar. Az oluşması çeşitlilik
bakımından seçeneği azaltacağı için etkisi olumsuzdur. Bu nedenle her
tür için doğal koşullarda yeterince mutasyon meydana getirecek ve
seçilime uğratacak bir düzenek kurulmuştur. Farklı yaşam ortamlarında
doğal seçilim baskısı farklı şekilde yürütüldüğünden, zaman içerisinde
hem o ortama uygun canlı türleri oluşmuş hem de yaşam ortamları ortaya
çıkmıştır.
Morötesi ışınlar bilinen mutasyona yol açan en etkili
faktörlerden biridir. Yükseklere doğru çıkıldıkça mor ötesi ışınların
etkisinin artmasıyla birlikte mutasyon oranında da artmalar ortaya
çıkar. Ayrıca dağların tepesine doğru çıkıldıkça, yaşam ortamındaki
çeşitlilik de artar. Yani doğal seçilim baskısı çeşitlenir. Yükseklere
doğru çıkıldıkça tür çeşitliliğinin artması bu nedenden ötürüdür.
Bununla birlikte, yaşam koşullarının aşırıya doğru kayması, türlerin
yaygınlaşmasına ya da sıklığının artmasına engel olur. Buna karşılık
toprak altında yaşayan ya da çoğunlukla gececi olan (güneş
ışınlarından kaçan) birçok hayvan türü ilkel özelliklerini
korumuşlardır. Akreplerin uzun yıllardan beri değişmemelerinin nedeni
budur.
2) Populasyon içine ya da dışına göç: Göç,
kararlı populasyonların bozulma nedenlerinden biridir. Aynı türe ait,
bazı özellikleri bakımından farklı gen frekansına sahip bir topluluk,
herhangi bir yolla bir populasyonun içerisine girerse, o populasyonda
bir dalgalanmaya ve frekans değişimine neden olur: Örneğin Türk
toplumunda mavi göz frekansı % 16, Almanlarda % 81'dir. Her döl başına
(bu, insan soyunda 30-50 yıldır) ne oranda bir göçün gerçekleştiğini
ve her iki populasyonun ne miktarda çiftleştiğini biliyorsak, bu
sayılardan yola çıkarak, gelecekte, bu populasyonlardaki mavi göz
geninin frekansının nasıl değişeceğini öngörebiliriz.
Eğer bir populasyon içerisinde, deme, ırk gibi küçük
grupların herhangi bir nedenle populasyon dışına göçü sağlanırsa,
toplam populasyon frekansında yine önemli değişmeler meydana
gelebilir. Doğal populasyonların hiçbirinin sabit kalması mümkün
değildir. Çünkü dış ve iç göç engellenemez.
3) Genetik Sürüklenme: Bir populasyon yeterince
büyükse, kararlı yapısını koruyabilir. Gen frekansları yönünden ait
olduğu populasyondan önemli ölçüde farklı olan, küçük bir birim, o
populasyondan ayrılıp, yeni bir populasyonun kurucusu olarak görev
yaparsa, zaman içerisinde yeni populasyonların ortaya çıkmasına neden
olur. Örneğin Anadolu'da % 80 mavi gözlü olan bir köy (normal frekans
%16) bulunduğu yerden sürülüp herhangi başka bir yere
yerleştirildiğinde, yeni populasyon ana populasyondan mavi göz geninin
frekansı bakımından büyük ölçüde farklı olacaktır.
4) Eşey Seçimi: Kural olarak canlılarda,
erginliğe ulaşmış bireylerin bir araya gelmeleri ve çiftleşmeleri
aynıdır. Kuramsal olarak her bireyin çiftleşme şansı eşittir. Fakat
gametlerde, kalıtsal yapıya bağlı olarak ya da olmayarak, hareket
yeteneğinde ve çekici kimyasal maddelerin yapısında değişiklik olursa
gamet seçilimi olur. Ancak en önemli eşeysel seçilim, ergenlik
dönemindekidir. Bunun nedeni kalıplaşmış davranışlardır (imprinting
behaviour). Biyolojik çeşitliliğin korunabilmesi için erkek ve dişi
geçişlerinin tam olarak ayrılması ve özelliklerin kesin olarak
farklılaşması gerekir. Bunun için de özellikle yalnızca rekombinasyon
meydana getiren, çoğunlukla bunun ötesinde başka önemi olmayan, yavru
bakımıyla ilgilenmeyen erkeğin güçlendirilmesi daha iyi sonuçlar
verir. Dişilerin zemine uygun, gösterişsiz, parlak renklerden arınmış,
abartısız bireyler olarak kalması; buna karşılık erkeklerde göze
çarpıcı, ancak doğal tehlikelere de açık ikincil eşey özelliklerinin
ortaya çıkması sağlanmıştır. İkincil eşeysel özelliklerin gösterimi
ile erkeklik genlerinin diziliminin gücü arasında doğrusal bir ilişki
mevcuttur. Canlılar aleminde basitten gelişmişe doğru gidildikçe,
sağlam genetik yapının bir ifadesi olarak sağlam fiziksel yapının
seçilmesi için, aynı eşeyin bireyleri arasında (çoğunlukla da erkekler
arasında); kavgalar, danslar gittikçe güçlenmiştir. Bu gösteri
sırasında bugün biyolojik olarak çok defa anlam taşımayan
renk-şekil-ses özellikleri, kalıplaşmış davranış şekliyle seçilmiştir.
Günlük yaşamımızda da kalıplaşmış davranış hiçbir nedeni olmadan işlev
görür. Herhangi bir erkeği/kızı sevmemiz ya da ilk defa karşılaşılan
bir insanı itici görme davranışı tamamen kalıplaşmış davranıştır.
Sonuç olarak bir populasyonda eşeyler, birbirini rasgele seçer desek
de, insanlarda ve birçok populasyonda belirli özelliklere sahip
bireylerin, belirli özelliklere sahip bireylerce seçildiğini görürüz.
Bu da populasyonun bir anlamda dallanması demektir.
5) Aşırı uçların ayıklanması: Tüm canlılarda,
her ne yolla olursa olsun yeni özellikler o türün geleceğini tehlikeye
atmayacak kadar teşvik edilir. Fakat doğal seçilimle aşırı uçlar
çoğunlukla ayıklandığı için sonuçta dengelenmiş polimorfizm dediğimiz,
o ortam için en uygun boyutlar elde edilir. Örneğin, insan beyninin
büyümesi, başarısı için koşuldur. Fakat sürekli büyümesi teşvik edilen
kafanın, ananın çatı kemiğinden geçememesi de söz konusudur. Bu
nedenle ananın simfis açıklığı, kafa büyüklüğünün optimum olmasını
sağlamıştır. Başka bir örnek ise, kavakların güneşe ulaşmak için
boylarını sürekli uzatmalarının, uzun boylu kavakların rüzgârla
devrilme seçilimiyle dengelenmesidir. Bu nedenle her bölge için
optimum (rüzgar-güneş ilişkisi) boy belirlenir. Biz geniş bir
populasyonda en uzun kavağı elde etmek istiyorsak derelere, en kısa
olanı istersek dağlara gitmeliyiz.
6) Coğrafi izolasyon: Populasyonlarda genetik
çeşitlenme, eşey seçilimi, doğal seçilim olsa da, zaman içerisinde
kalıtsal yapının alt tür, tür düzeyinde farklılaşması için, belirli
bir süre etkin bir şekilde işlev yapan yalıtım sistemine gereksinim
vardır (kara canlıları için su, suda yaşayan canlılar için kara,
sıcaklık, kimyasal feromonlar, ses vs.). Bunun en etkin yolu coğrafi
yalıtımdır. Coğrafi yalıtım yeterli süre etkili olamamışsa, farklı
populasyonlar tekrar bir araya gelebilir. Yalıtılmış populasyonlar
arasında sınırlı da olsa gen akışı meydana gelirse alt türler oluşur.
Dünyada çoğunlukla doğal koşulların değişimiyle ve
buna bağlı olarak doğal seçilimle, ortaya çıkan fenotipler arasında
belirli bir denge söz konusudur. Ancak koşullar sürekli şiddetini
artıracak şekildeyse ve o koşulların etkisi altında kalan canlının
kalıtsal yapısı bu değişimi karşılayacak kalıtsal çeşitlilikten
yoksunsa, o tür ortadan kalkar. Kalıtsal varyasyonlar bu değişimi
karşılayacak yeterlilikte değilse, bu canlının izleyeceği iki ana yol
vardır:
Canlı bu koşullardan uzaklaşmak için göç edebilir;
küçük ve uygun koşulları barındıran sığınaklara kaçabilir.
Populasyonun bir kısmı göç olanağını bulurken, diğer kısmı doğal
seçilimle başka bir türe (türlere) dönüşmek suretiyle varlığını
sürdürebilir. Biri tükenme, diğeri ise evrimdir.
Anadolu bu nedenle tür, alt-tür ve ekotip bakımından
bir cennet durumuna ulaşmıştır. Dileriz ki yetkililer ve kamu, bu
hazineyi yeterince koruyabilir ve değerlendirebilir.
Kaynaklar: Demirsoy, A., Kalıtım ve Evrim, Ankara,
1996
Demirsoy, A., Yaşamın Temel Kuralları, Ankara, 1998
|