|
RNA-DNA
RIBONÜKLEIK ASIT (RNA)
RNA'lar
ribonukleotitlerinbirbirlerine baglanmasi ile meydana gelen tek
zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kiyaslandigi zaman
boylari daha kisadir. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak
bulunmaktadirlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde
genellikle üç ana sinif RNA'ya rastlanmaktadir. Bunlar mesencir RNA (mRNA),
ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dir. Bütün RNA'lar tek
zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül agirligina
sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.
MESENCIR
RNA (mRNA)
DNA'da
sakli bulunan genetik bilginin, protein yapisina aktarilmasinda
kaliplik görevi yapan araci bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur
ve DNA'dan aldigi genetik sifreye göre sentezlenecek proteinin amino
asit sirasini tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde
bulunan ve gen adi verilen belirli bir bölge ile komplementerlik
göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklasik 10.000 farkli mRNA
molekülü ihtiva etmekte ve bunlarin her birinden bir veya daha fazla
polipeptid zinciri sentezlemektedir.
TRANSFER RNA (tRNA)
tRNA'lar da ribonukleotidlerin polimerize olmasi ile meydana gelmis,
çok kivrimlar gösteren ve tek zincirli yapiya sahip bir RNA çesididir.
tRNA'lar yonca yapragina benzeyen üç boyutlu yapilarinda yer yer çift
sarmalli bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid
sayisi 70 ile 99 arasinda, molekül agirligi ise 23.000 ile30.000
dalton arasinda degismektedir. Dogada yer alan 20 aminoasitin her biri
için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadir. tRNA'lar adaptörlük görevi
yaparak bir uçlarina bagladiklari amino asiti, ribozoma tutunmus
mRNA'nin tasidigi kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA'lar
üç bazdan meydana gelen antikodon adi verilen uçlari ile yine mRNA
üzerinde bulunan ve kodon adi verilen bölgeye geçici baglanarak amino
asitlerin mRNA üzerindeki sifreye göre dogru bir sekilde dizilmelerini
temin etmektedir.
RIBOZOMAL RNA (rRNA)
rRNA'lar ribozomlarin ana yapisal elementi olup yaklasik olarak
ribozom agirliginin % 65'ini teskil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3
çesit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çesit rRNA bulunmaktadir. Ribozomal
RNA'lar ribozomlarin yapi ve fonksiyonlarinda önemli rpller
oynamaktadir.
Bunlara
ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çesit RNA daha bulunmaktadir.
Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)'lardir. Bunlar
ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese ugramamis öncül mRNA
molekülleridir. Ikincisi ise küçük nuklear (snRNA)'dir ve yine öncül
mRNA moleküllerinin prosese ugramasi esnasinda ortaya çikmaktadirlar.
DEOKSIRIBONÜKLEIK ASIT (DNA)
Genetik
olaylarin hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini
üstlenen nükleik asitlerin yapi ve özelliklerine dayanir. Nükleik
asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit
RNA temelde ayni yapisal özelliklere sahiptir.
Genler,
DNA?daki bazi kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana
gelmistir. Çogunluk kromozomlarin içersinde bulunurlar. Ayrica DNA
molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom disi genetik sistem,
olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar
(Nukleus) disinda temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve
(sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulundugu
bilinmektedir.
1953
yilinda Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip
bir çift sarmal yapi halinde bulundugunu ileri sürdüler. Bu
arastiricilarin önerdikleri DNA yapisi o tarihlerde baska
arastiricilar tarafindan ortaya konulan DNA ya iliskin önemli
bulgulara dayanmaktadir. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin
tarafindan, izole edilmis DNA fibrillerinin X-ray isinlarini kirma
özelliklerinin açiklanmasidir. Elde edilen X isini fotograflari, DNA
nin zincirlerindeki bazlarin dizilis sirasina bagli olmaksizin, çok
düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül oldugunu göstermektedir.
Ayrica TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapilan çalismalar da DNA
ile ilgili çalismalarda isik tutmustur.
Bir
baska önemli bulguda Chargaff tarafindan saptanmistir. Herhangi bir
türe ait DNA nin nükleotidlerine parçalandiginda serbest kalan
nukleotidlerde adenin miktarinin timine, guanin miktarinin da sitozine
daima esit oldugunun saptanmasidir.. Yani Chargaff kurali?na göre
dogal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine orani
daima 1?e esittir. (A/T=1 ve G/C=1).
Iste
Watson ve Crick bu bulgulari degerlendirerek böyle özelliklere sahip
DNA makro molekülünün sekonder yapisina ait bir model gelistirdiler.
Bu modele göre, bir çok sorunun açiklanmasi yapilabildiginden dolayi
1962 yilinda bu iki bilim adamina Nobel Ödülü verildi.
Bu
modele göre;
DNA molekülü, heliks (=sarmal) seklinde kivrilmis, iki kollu merdiven
seklindedir. Kollarini, yani merdivenin kenarlarini, seker (deoksiriboz)
ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat gruplari
ester baglariyla birbirlerine baglanmistir. Iki kolun arasindaki
merdiven basamaklarinda gelisigüzel bir siralanma yoktur; her zaman
Guanin (G), Sitozin?in (C ya da S); Adenin (A), Timin?in (T) karsisina
gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin
ile timin) arasindaki hidrojen baglari, hemde diger baglar, meydana
gelen heliksin düzgün olmasini saglar. Pürin ve pirimidin bazlari,
yandaki sekerlere (Riboz), glikozidik baglarla baglanmistir. Baz,
seker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri
olan nükleotidleri meydana getirmistir. Dört çesit nükleotid vardir.
Bunlar tasidiklari bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin,
Sitozin,Timin).
DNA
molekülü kendini olusturan nukleotidlerin sayisina bagli olarak,
büyüklügü türden türe degisen, uzun zincir seklinde bir yapi gösterir.
Insanda bu zincirin uzunlugu açildiginda 2 metreye kadar varabilir.
Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kirilgan yapisindan ötürü çok
güçtür.
Iki
polinükleotid zincirin seker fosfat omurgalari, ortak bir eksen
çevresinde esit çapli ve sag yöne dogru dönümler meydana getirir.
Nükleotidlerin bazlari molekülün omurgasinin iç kisminda bulunur.
Bazlarin konumlari sarmalin eksenine 90 derece açi yapacak sekilde
konumlanmistir. Birbirine komsu baz çiftlerinin dönümleri arasindaki
uzaklik 3,4A dür. Ayrica her baz çifti komsusuna 36 derecelik açi
yapacak sekilde yerlesmistir. Buna göre, yaklasik 10 baz çifti 360
derecelik tam bir dönümü tamamlayacagindan, her dönümün boyu 34A dür.
Iki
polinükleotid zincirdeki nukleotidler karsilikli olarak birbirlerine
hidrojen baglari ile baglanmistir. Bu bag fosfor baglari kadar
kuvvetli olmadigi için pH degisikligi, sicaklik basinç gibi
faktörlerde kolaylikla birbirlerinden ayrilabilmektedir. DNA nin kendi
kopyasini yapmasi ve gen anlatimi, nukleotidler arasindaki hidrojen
baglarinin ayrilmasi ile gerçeklesmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat baglariyla baglanarak, seker ve
fosfat kisimlarinin birbirlerini izledigi serilerden olusan bir
omurgaya sahip uzun ve dallanmis polinükleotid zincirlerini meydana
getirmistir. Kovalent ester baglari veya fosfodiester baglari olarak
da bilinen bu baglar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester baglarinin
varligi DNA molekülünün tek zincirli yapi halinde iken bile dayanikli
ve stabil yapida olmasini saglar. Genetik mühendisliginin
hedeflerinden biri olan klonlama çalismalari, dogal yolla
gerçeklesmesi mümkün olmayan kovalent bag kirilmalarini
gerçeklestirerek yeni türler olusturma çabalarini içerir.
Nukleotidlerin yapisi bazik olmasina karsin oimurgadaki PO4(fosforik
asit) grubunun varligi polinükleotid zincirlerin asit özellikte
olmalarina yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten
kaynaklanir.
Hidrojen baglari daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazi
arasindan meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bagi, G-C baz
çiftleri arasinda ise 3 hidrojen bagi bulunmaktadir. Hidrojen
baglarinin özellesmesi; anahtar kilit modelinini andiran, uygun
nukleotid moleküllerinin karsilikli gelerek birbirlerine yine uygun
sayida hidrojen baglari ile baglanmasini saglar. Böylece zincirin bir
kolunda bulunan nukleotidlerin dizilisi,karsi kolda bulunan
nukleotidlerin dizilisini bir çesit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe
birakmayan bir titizlikle molekül yapisi olusturulur ve kontrol
edilir.
DNA
molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin
tamamlayicisi olmasidir. Pozitif (+) ve negatif (?) iki polinukleotid
zincirlerinin tamamlayicilik özelligi,genetik materyalin islevlerini
dogru biçimde nasil yapabildiginin açiklanmasi açisindan DNA?nin en
önemli temel özelliklerinin basinda gelir.
DNA
çift sarmalinin dikkate deger ve önemli bir özelligi, molekülü
olusturan zincirlerin birbirlerinden kolaylikla ayrilabilmesi ve
yeniden birlesebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi
kopyasini olusturmasi) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA?nin
iki zinciri, birbirine sadece H baglari ve hidrofobik etkilesimlerle
bagli olmalari nedeni ile, nükleotidleri arasindaki kovalent
baglardaki herhangi bir kopma olmaksizin çözülebilir (denatürasyon).
Ayni sekilde çözülmüs molekülün zincirleri tamamlayici bazlari
arasinda H baglarinin olusumu ile birlesip sarmal yapiyi yeniden
olusturabilir (renatürasyon).
Nükleotidler arasindaki fosfor baglarinin kopmasi nedeniyle
nükleotidlerin yerine baska nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi
mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonlarin tek zincirli RNA molekülünde
olusma olasiligi çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladir.Mutasyonlarin
neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelisim içinde mutasyonlarin
menfi yada müspet etkileri gözardi edilemeyecek noktadadir. Günümüzde
viral hastaliklarin basinda gelen AIDS?in önüne geçilememesinin en
geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli
mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir.. |